TASARIMCI HATİCE GÖKÇE’DEN ÇİN’E FİKİR İHRACATI

admin 20/02/2012 0

Avangart tasarımlarıyla Türk erkek modasının çıtasını yükseltmeye çalışan Hatice Gökçe, Çin’e kadar uzandı. İlçi markasıyla 3 yıllık anlaşma imzalayan tasarımcıyla Çin macerasını konuşmak içi buluştuk, söz Tarkan’a kadar uzandı.

AYSUN ÖZ KAŞİ

aysun.oz@aksam.com.tr

12 yıldır Türkiye’deki erkek giyimine alternatif tasarımlar kazandıran Hatice Gökçe’yi Türk markaları keşfedemedi, daha dorusu anlayamadı ancak Çinliler binlerce kilometre aşarak Gökçe’yi ikna etti… Gökçe, üç yıl boyunca İlçi markasının tasarım koordinatörü olacak. Orta Asya pazarında büyümek amacıyla tasarımcı-firma işbirliğine giren İlçi markası, Şanghay, Pekin ve Urumçi’de tasarım ve üretim faaliyetlerini sürdürüyor. 10 senelik bir geçmişe sahip olan şirketin, Çin genelinde toplam 19 mağazası bulunuyor. İlçi markası için Çin’in Damat-Tween’i diyebiliriz.
Türkiye’nin ve Türk markalarının imajı Çin’de çok iyi durumda olduğu için Gökçe’nin büyük ilgi gördüğü ülkede, basın da anlaşmaya geniş yer vermiş.
İlçi’nin erkek ve kadın koleksiyonunu hazırlayacak Gökçe ile Çin macerasını konuştuk.

- Çinli İlçi markası nasıl buldu sizi?
İstanbul’da erkek giyim koleksiyonu hazırlayan tasarımcılarla tanışmak istemişler. Araştırıp gelmişler tabii. Kasım başı gibi gelip aralıkta bizi Çin’e davet ettiler. Araştırdık ve yaptığımız işle ilgili ortak amaçlarımız olduğunu keşfettik. Yerel kumaşları kullanmak gibi… Onlar tasarımların yanı sıra bölgeye özgü bazı kumaşları da ihraç etmek istiyorlar. ‘Hep Batı’dan almışız her şeyi, bizim çok güzel kumaşlarımız ve giyim kalıplarımız var onları kullanmak istiyoruz’ diyorlar. Bir tür öze dönüş gibi olacak. O kültürün kumaşlarını kullanarak gündelik tasarımlar yapacağız. Özel bir koleksiyon çıkacak.
- Çin’de Türk imajı güçlü sanırım…
Orada Türk ismindeki her şey çok ilgi görüyor, Türkiye’den çok marka var. Tarkan ve İbrahim Tatlıses’i çok beğeniyorlar. Bizi orada çok büyük bir törenle karşıladılar.
- Doğu’yla çalışacak ilk tasarımcımızsınız değil mi?
Enteresan, benim hep Doğu’yla işim oluyor. Argande de bir Doğu projesi. İkisinin de eski İpek Yolu üzerinde olması çok ilginç. Erkek giyim olması ise en güzel tarafı. Onların hazır giyime döndürmeye çalıştığı duyguyla benim oluşturmaya çalıştığım duygu aynı. Enteresan bir şeye dönüşebilir.

TÜRK ERKEK GİYİM MARKALARI ÇOK TUTUCU
- Türk markaları dururken Çinliler kaptı sizi. Eminim bu projeden sonra çok pişman olacaklar…
Abbate ve Bil’s'le çalıştık bir dönem. Burada maalesef genel olarak yaptığımız tasarımlara bakıp, hakkımızda yorum yapılıyor. Tasarımcı olarak bana düşen, yeni öneriler sunmak, yeni konseptler yaratmak ve moda çıtasını yükseltmek. Ticari olan koleksiyonlar, zaten eğitimimiz gereği yapılabilecek şeyler. Tasarımcı markalarının ticari kaygısının ön planda olmayışını anlamıyor firmalar. Elbette benim de ticari kaygım var; 11 yıldır bir işletme sahibiyim, satmasam yaşayamam. Ancak biz, bir hayalin peşinden gidiyoruz. 11 yıl önce Türkiye’de erkek giyimle ilgili hiçbir şey yokken bir yol açmaya çalıştım kendi kendime ve o yolda gidiyorum. Onu da genişletmek derdindeyim. Türk erkek markaları gelişiyor ve değişiyor gibi görünse de çok tutucular. Bu tasarımcılar esnek olacak anlamına gelmiyor. Çalışacak tasarımcıyı seçerken bana göre yanlış seçimler yapılıyor. 12 yılda bir erkek giyim markasıyla buluşmamak enteresan tabii. Çinlilerle yaptığımız ilk koleksiyonda anlaşılacak her şey, ilginç çünkü.

- Şöyle bir anlayış vardır ‘satmayan tasarım ölüdür’…
Satmıyor değildir. Sadece zamanından biraz öncedir. Ben zaman zaman sekiz yıl önceki tasarımımı üretip, satıyorum. Dünyada sistem şöyle işliyor, herkesin beynine imajlar gönderiliyor ve insanlar onu satın alıyor. Yeni bir şey sunduğunuzda hemen algılanmıyor, konumlandırılamıyor. Doğal olarak anlaşılamıyorsunuz. Bu yüzden Türkiye’de trend yaratanla, trendi uygulayanın ayrılması gerekiyor. Bu ayrılmadığı sürece, elma ve armut yan yana gidecek. Yeni bir şey önermeye ve duygu vermeye çalışıyoruz. Binlerce satmak istemiyorum ve onun için girmedim bu yola. Olmam gereken yerde, olmam gerektiği sürede kalmaya çalışıyorum bu da bir lüks artık. Herkes kendini çok çabuk tüketiyor.

FİKİR SATMAK DA İHRACAT SAYILMALI
- Bu bir fikir ihracatı değil mi?
Aslında yurtdışına ilk defa danışmanlık hizmeti vermiyorum. Son birkaç yıldır yurtdışındaki bazı şirket ve kuruluşlara danışmanlık verdim. Son olarak, Rotterdam’da bir akademi için 30 kişilik öğrenci grubuyla bir ay süren bir workshop gerçekleştirdim. Tasarımcı olarak hali hazırdaki kanunlarla ihracatı ancak tasarımlarımı satarak yapıyor sayılıyorum. Oysa danışmanlık vererek de ihracat yapıyor olabilmeliyim. Sonuçta yurtdışındaki şirketlere fatura kesiyoruz ve dövizin yurda girmesini sağlıyoruz. Ancak ihracat yapmış sayılmıyoruz. Bu konuda girişim yapma zamanı geldi diye çünkü artık fikrimizi de satabilmeliyiz. Sanırım yetkililerin bu konuya bir an önce el atması gerekiyor.  Ülkemizde henüz ‘fikir’, ihracat sayılmıyor. Tasarım fikrinin ihracatı hedeflenirken, bunu gerçekleştiren bir tasarımcı ihracat yapmış sayılmıyor.

TARKAN BİR ELVİS PRESLEY OLABİLİR
- Sizin master araştırmanız, Türk erkek giyim tarihi üzerine. Türk erkeğinin giyim tarzını neler etkilemiş?
Jön Türk hareketi önemli. Hepsi inanılmaz yakışıklı ve giyim konusunda müthiş bir intizama sahipler. Entelektüel alt yapıları çok sağlam elbette. Şimdiki zamanda onun karşılığı yok. O hareket devam etmiş olsa ve başarı sağlansaydı farklı olurdu Türk erkeğinin tarzı. Bir de giysi inkılabı çok önemli.

- Erkeklerin Jön Türkler gibi öncülere ihtiyacı var, belki de starlara… Ancak bizde çok iyi giyinen star da yok, değil mi?
Her sektörden birkaç öncü isim olsa yeter. Hayko benim için çok değerli. O, müzik dalında da tek, görüntüsü anlamında da tek. Beğenilme kaygısı yok ve ne yaptığını biliyor, sonrası kendiliğinden geliyor zaten. Samimi olduğunuz sürece sorun yok. Sanatçılar, yeni tarzlar konusunda hep bir kaygı içinde. Bana kalırsa sahne, büyülü bir ortam ve iyi değerlendirmek lazım.

- Tarkan’ı giydirmek ister misiniz?
Her tasarımcının farklı bir Tarkan hayali vardır, benim de var. Müthiş bir duruşu var, farklı dokuları iyi taşıyabilir ve sahnede çok gerçek. Sadece daha cesur olması gerekiyor. Bazı insanlar ne yaparlarla yapsınlar, asla kaybetmezler; Tarkan da öyle. Çünkü o yıldızlar enteresan aura’lara sahipler. Ancak giysinin starlara çok büyük katkısı var. Nasıl bir Elvis Presley giyim tarzıyla tarihe damgasını vurmuş ve ekol olmuşsa, Tarkan’ın da tarihe damga vuracak bir tarzı olmalı.
Benzer bir ışık Murat Boz’da da var gibi görünüyor. Kadınlardan ise Hadise enteresan ve samimi görünüyor.
- Peki, Ajda Pekkan?
Kendine bu kadar sahip çıkan birini tanımıyorum, kendine bakan demiyorum o başka, sahip çıkan biri yok. Bu yüzden ‘Ajda Pekkan’ bence…

YORUM YAZIN »