TAYLAND’A TATİLE DEĞİL, KEŞFE GİDİLİR

admin 30/09/2012 0

İnsan neden Tayland’a gitmek ister? Böcek yiyorlar, fuhuş var, ayrıca Bangkok sokaklarında türlü tehlikeli olay… Ülkeyle ilgili fikir edinmek isteyenlere kısa bir deneyim rehberi hazırladık. Ön yargılardan arınarak gezerseniz keşfedilmeye değer olduğunu göreceksiniz.

ZEYNEP BAKIR
zeynep.bakir@aksam.com.tr

Fotoğraf: Fırat Giraygil

Tayland’da ilk durağım Bangkok… Geldiği ‘medeniyette’ her şeyi görmüş geçirmiş, onu hiçbir şeyin şaşırtmayacağını düşünen burnu hafif havada bir turist gibi gezerseniz Bangkok’u anlayamazsınız. Yapılması gereken tek şey rahatlamak ve kalabalığa kendinizi bırakmak olmalı.
Tayland’da iki önemli şeye dikkat etmeniz gerek; dünya üzerinde 350 milyon insanın inanç simgesi olan Buda ve kralları Rama’ya saygısızlık etmeyin ve açık su içmeyin… Böylece ne polisle ne de doktorla muhatap olursunuz. Buda dendiğinde inançlarının içeriği putperestlik olarak bakılacak olsa da onlar olayı şu sözlerle açıklıyor; ‘Biz Buda’nın heykeline tapmıyoruz. Onun bize yansıttığı, hatırlattığı şeylere, evreni kavramayı bilmiş o yüce insana minnetimizi dile getiriyoruz.’
İnançlarında duanın büyük bir yeri var ve işin en şaşırtıcı olanı duanın içeriği dileklerden oluşmuyor. Sadece şükranlarını sunuyorlar. Peki ya Buda’nın topraklarında ölüm için ne düşünülüyor? Tay inanışında ruhun beden değiştirmesi söz konusu değil. Reenkarnasyonlarını en basit şekilde şöyle anlatıyorlar: ‘Mum yanar, biteceğine yakın onun ateşinden yeni bir mum yakılır. Bir daha, bir daha derken, biten mumdan yeni bir mum yapılır. Ateş sonsuza dek yanmayı sürdürür. Ne ateş, ne mum eskisinin aynıdır, ne de bir diğerinden farklıdır.’

GECE HAYATININ CAZİBESİ
Bangkok kuşkusuz gece hayatıyla dünyaya nam salmış bir şehir. Namı konusunda hakkını da veriyor. Diğer ülkeleri bilmem ama İstanbul gece hayatının ışıkları Bangkok’un yanında loş kalıyor.
Evet, seks turizmi bilinen bir gerçek ancak dehşete kapılmaya gerek yok. Çünkü saygı güneşle birlikte kaybolmuyor. Siz istemediğiniz sürece hiçbir Taylandlı size olan mesafesini yakınlaştırmıyor. Ayrıca Tayland’ın turizm yetkililerinin araştırmalarına göre bölgeye seks turizmi için giden ülkeler arasında başı çekiyoruz… Bu durum, Taylandlı hayat kadınlarının çat pat Türkçe konuşmasından bile anlaşılıyor.
Sanıldığı gibi sadece ‘erkek eğlencesi’ yaşanmıyor. Taylandlı hayat kadınlarının birçoğunun iş yaşamının dışında eş ya da sevgilileri var. İş saatleri içinde yapmayı reddedecekleri bir şey yokken gündüzleri öyle bir iş yapmıyormuş gibi yaşıyorlar. Hükümetin bu konudaki son tavrıysa, fuhşun yasaklanmanın hiçbir çözüm getirmediği yönünde. Bu yüzden bu bölgeler kontrol altında tutuluyor. Tabii ki tüm Tayland kadınlarının fuhuş yaptığı sonucu çıkmasın ortaya. İnançlarına göre tek eşli ve tutucu bir kadın portresi çiziyor Tay kadını.

FİLMDEN ÖNCE KRALA SAYGI
2001 yılında Nuri Bilge Ceylan’ın da ‘Mayıs Sıkıntısı’ filmiyle ödül aldığı Bangkok Film Festivali, Tayland halkının en çok rağbet gösterdiği sanat olaylarından yalnızca biri. Sinema seanslarında yer bulmak çok zor. Eğer bir filme yer bulduysanız yaşayacaklarınız sizi şaşırtmasın. Filmden önce ‘Kral’a Saygı Marşı’ söyleniyor. Tek yapmanız gereken onlarla birlikte ayağa kalkmak ve bitene kadar beklemek. Bunu yapmalarının nedeni 9. Rama’nın sanata olan düşkünlüğü ve halkına film izleme keyfini sağlamasına karşılık dile getirdikleri bir teşekkür. Üstelik böyle bir mecburiyetleri yok. Gençler de bu saygı olayını çok benimsememiş gibi görünüyor. Bir zaman sonra tarihe karışacak bir gelenek olabilir.

HAKİKİ YÜZEN ÇARŞI
Ülkenin en bilinen fotoğraflarından biri ‘yüzen çarşı’ görüntüleridir. Bu çarşı turistlerin en çok uğradığı yer ancak tembel bir rehbere denk gelirseniz sizi yüzen çarşının bir benzerine götürebilir ve gerçek manzarayı göremeden dönmek zorunda kalırsınız. Bu yüzden çarşının Damnoen Saduak’ta olduğuna emin olmalısınız.

‘ASLA YEMEM’ DEMEYİN!
Tayland mutfağı için söylenenleri hepimiz biliriz. Bizim ağız tadımıza hiç uygun değildir. Böcek yerler ve bu çok iğrençtir. Öncelikle şu böcek meselesini açıklığa kavuşturmakta fayda var. Bu bilgileri dünyanın en önemli restoranlarından biri olan Blue Elephant’ın şefinden aldım.
Tayland’ın Kuzeydoğu bölgesi kurak bir coğrafya… Ne tarım var ne de hayvancılık. Orada yaşayan köy halkının zaman içinde kendi mutfaklarına mecburi olarak soktuğu daha sonra da kuzeyden, şehir gettolarına inen bir beslenme alışkanlığı. Turistler tercih etmese bile rağbet gösteriyor olması şehrin işlek yerlerinde tezgah açmalarına neden olmuş ancak hiçbir restoranda ya da evde böcek yendiğini ve satıldığını göremezsiniz. Sanırım bu böcekler de bir şekilde şovun parçası…
Bu ülke engin bir okyanustan besleniyor dolayısıyla ana yemekleri balıklar ve kabuklular. Damak tadımıza uymadığı iki şey yüzünden söyleniyor. Birincisi soya yağı, diğeriyse lemmon gras…  Tayland’a girdiğiniz andan itibaren tarif edemeyeceğiniz bir koku saracak etrafınızı, işte o lemmon grass yani limon otu. Bu mutfak, acılarını Hindistan’dan geri kalanını ise Çin’den almış ve bir karma oluşturmuş. Bu ot da Hindistan kökenli… Asya’nın şifalı bitkisi olarak birinci sıraya yerleşmiş. Bu şifacı insanlar da söz konusu otu hiçbir yemeklerinden eksik etmemiş olacak ki limon otu olmayan bir yemek yiyemiyorsunuz. Eğer midenize neyin girdiği sizin için hayati önem taşıyorsa restoranlarda balığınızın nasıl pişmesini istediğinizi sabırla anlatmak bir seçenek.

Tayland’da ekmek bulunmuyor onun yerine insanlar pirinç yiyor. Ülkenin hemen hemen her yerinde pirinç çiftlikleri var. Bunu en iyi uçakta, Tayland’a inmeden önce görmek mümkün. Tayland mutfağı karakterini, her yemekte kullandıkları ‘nam pla’ sosundan alıyor. Bu sos birkaç balık, karides ve onlarca çeşit baharatın fermantasyonundan sonra ortaya çıkıyor. Bu sosla pişen yemeği bir kez yediniz mi ikinci kez Antartika’da bile yeseniz Tayland mutfağına ait olduğunu anlarsınız. Hatta bazen bu tadı özleyeceğinizi bile iddia edebiliriz.

YORUM YAZIN »